AMACIMIZ HAKKIMIZDA ÜYELİK EĞİTİM ENGLISH
ANA SAYFA
Psikanalitik Çocuk ve Ergen Terapisi Nedir?
Psikanalitik Çocuk Ergen Psikoterapisinde Temel Kavramlar
Makaleler
Linkler
Duyurular
İletişim

Psikanalitik Çocuk Ergen Psikoterapisinde Temel Kavramlar

DEPRESİF ENDİŞE:
Klein (1935) depresif endişeyi benliğin özdeşleştiği iyi içsel nesnenin zarar görmesi yani nesnenin korunmasına yönelik bir endişe olarak tanımlamıştır. Bebek kendi agresif öğelerinin sevilen ve bağımlı olunan nesneyi yok edeceği endişesine kapılır. Klein depresif anksiyeteye karşı benliğin geliştirdiği üç tür savunmadan bahseder: 1) Paranoid savunma 2)Manik savunmalar 3) Obsesyonel savunmalar (yapıp-bozma)


DEPRESİF KONUM
Şizo-paranoid durumu izleyen depresif konum yaşamın 6. ayında doruk noktasına ulaşır ve sonra giderek etkisini yitirir. Aslında Melanie Klein depresif durumu şizo-paranoid konumdan önce tarif etmiştir (Klein M. 1935). Bebek tekrarlayan bakım işlemleri sonucunda hem dış dünyayı kendisinden farklı olarak algılamaya, hem de anneyi tam nesne olarak tanımaya, iyi anne ile kötü annenin aynı kişi olduğunu kavramaya başlar. Anneyi bir bütün olarak algılamak ona olan bağımlılığını da algılamasına yol açar; bu da anneye karşı hem sevgi hem de saldırganlık duygularının beslenmesine ve ambivalans'ın doğmasına neden olur. Anneye karşı duyulan saldırganlık duyguları ve buradan beslenen tahrip edici fanteziler nesneye zarar verme ve nesneyi kaybetme endişelerinin ortaya çıkmasına neden olur. Bu endişelerden doğan yoğun suçluluk duygusu oluşum halindeki üst benliğin habercisidir. Nesneyi kaybetme endişeleriyle başa çıkmak üzere geliştirilen onarma mekanizması ise kaynağını yaşam dürtüsünden alır.

Depresif konum içinde bebek anne ye babayı ayrı ayrı algıladığı gibi ikisi arasında bir bağ olduğunu da sezer. Annenin oral içe alma yoluyla babanın penisine sahiplendiği düşlemine sahiptir. Oidıpal çatışma erkek çocukta, annenin bedeni içindeki baba penisine kin duyulmasıyla başlar ve daha sonra çocuğun babayla özdeşim kurmasıyla sonuçlanır. Kız çocuk ise başlangıçta oral içe alma arzusuyla babaya yönelirse de daha sonra annenin içine aldığını varsaydığı penise sahip olmak üzere anneye yönelir. Görüldüğü gibi, Freud'un 4-6 yaş dönemine yerleştirdiği Oidipal çatışma Melanie Klein'da yaşamın ilk yıllarına kadar geriletilmiştir.

DONALD W. WİNNİCOTT
Kendinden önce gelen çocuk psikanalistlerinden farklı olarak hem tıp, hem çocuk hekimliği kökenli olan Winnicott çocuk psikanalizinin en özgün kişiliklerindendir. Klein'cı bir analistin analizinden geçmiş ve M.Klein'dan süpervizyon almış olmasına karşın görüşlerinin oluşmasında mesleki kökenleri daha ağır basmıştır. M.Klein'ın tahripkar dürtülere ağırlık vermesine ve çatışmaları içsel sahneye yerleştirip dış etkenleri görmezden gelmesine karşılık, Winnicott oyun ve yaratıcılığı ön plana çıkarır. Ayrıca annesiz bir bebeğin tahayyül dahi edilemeyeceğini öne sürerek çevre etkenlerinin önemini ve aynı zamanda M.Klein ile arasına koyduğu mesafeyi vurgular.

Winnicott gelişimi evrelere ayırma gibi uğraşa girmemiş ve özgün düşüncelerini birbirine eklemleyerek bütüncül bir kuram haline getirme yoluna gitmemiştir. Özellikle anne ve çocuklarla çalışmasından kaynak alan bu özgün düşünceler M.R.Khan'ın ifadesiyle ''düzenleyici kurgular" olarak adlandırılabilir.

Winnicott'un gelişime yaklaşımında çevre, özellikle de anne ayrı bir yere sahiptir. Çocuğun doğuştan gelen yetileri ancak anne bakımı eşliğindeyse gelişime katkıda bulunabilir. Winnicott annenin çocuk gelişimine katkılarını bir dizi kavram ile formüle etmeye çalışmıştır.

Bir yandan, çocuk hekimi olarak anne ve çocuklarla çalışma deneyiminin, diğer yandan da savaş yıllarının özel koşullarının Winnicott'un yaratıcılığıyla birleşmesinin sonucu terapötik görüşme (therapeutic consultations) uygulamasının doğmasına zemin hazırlamıştır. Uzun süreli terapi süreçlerini reddetmeksizin, kısa zaman dilimlerinde çocuk ve aileyle ilişkiye girme ve terapötik müdahelelerde bulunma zorunluluğu, Winnicott'un kendi kuramsal önermelerine uygun pratik uygulamalar yaratmasını kolaylaştırmıştır. Örneğin dil basacağı oyununda Winnicott annesinin kucağındaki bebeğe bir dil basacağı verir ve ardından bebek, anne ve kendisi arasındaki karşılıklı etkileşimleri izler (Winnicott, 1941). Çiziktirme oyunu'nda (squiggle game) ise önce Winnicott kağıt üzerine hiçbir şeye benzemeyen bir çizgi yapar ve çocuk onu bir şekle dönüştürür. Bu resim çocuğun yansıtmalarını içermesi nedeniyle üzerinde konuşulabilecek bir malzeme oluşturur. Daha sonra da aynı çiziktirmeyi çocuk yapar ve bu kez Winnicott onu bir şekle dönüştürür ( Winnicott, 1951; Winnicott, Winnicott, 1971c). Her iki oyunda da Winnicott, ara alan olarak tanımladığı "geçiş alanını" çocuğa ulaşma yolu olarak kullanmaktadır.

DÜRTÜ (Trieb, instinct/drive)
Beden ve ruh arasında yer alan sınır bir kavram olan dürtüyü tarif etmek için Freud uyaran ve refleks kavramlarına baş vurur. Canlı dokuya dışarıdan uygulanan bir uyaran hareket biçiminde bir tepki uyandırır. Eylem organizmayı uyarandan uzaklaştırır. Bu anlamda dürtü dışarıdan değil de organizmanın içinden kaynak alan bir uyaran olarak değerlendirilebilir. Ancak kaynak dışarıda değil, içeride olduğu için hareket ile dürtüden uzaklaşmak mümkün değildir; öte yandan dürtüsel uyaranların artması rahatsızlığa, azalması da hazza yol açtığı için dürtünün etkisinin ortadan kaldırılması gerekir (haz-rahatsızhk ilkesi). Dürtünün etkisizleştirilmesinin yoluysa doyumundan geçer (Freud S. 1915). Freud dürtüleri belirli bir düalizm içinde ele almış ve başlangıçta cinsel dürtüleri benlik ya da korunma dürtüleriyle karşı karşıya getirmiştir. Daha sonra Haz İlkesinin Ötesinde (Freud, 1920) başlıklı çalışmasında, yaşam dürtülerinin (Eros) karşısına ölüm dürtülerini (Thanatos) yerleştirmiştir. Bir erojen bölgeye bağlı olan kısmi dü rtüler başlangıçta birbirlerinden bağımsız olarak doyum ararlarken gelişim süreci içinde organize olurlar.

<< Geri Dön

© 2009 İstanbul Çocuk ve Ergen Psikanalitik Psikoterapi Derneği. Tüm hakları saklıdır.