AMACIMIZ HAKKIMIZDA ÜYELİK EĞİTİM ENGLISH
ANA SAYFA
Psikanalitik Çocuk ve Ergen Terapisi Nedir?
Psikanalitik Çocuk Ergen Psikoterapisinde Temel Kavramlar
Makaleler
Linkler
Duyurular
İletişim

Psikanalitik Çocuk Ergen Psikoterapisinde Temel Kavramlar

ORAL EVRE
Yaşamın ilk yılını kapsayan oral evrede dürtünün kaynağı dudaklar, ağız ve yutak bölgesidir. Dürtünün nesnesi anne memesidir. Dürtünün amacı başlangıçta besinlerin bedenin içine alınmasıdır. Beslenme ihtiyacının giderilmesine oral hazzın eklenmesiyle, dürtü otoerotik hazzı da hedeflemeye başlar. Böylece cinsellik bedenin temel ihtiyacının giderilmesini destek alır (anlehnung, anaclisis).

K.Abraham (Abraham, 1924) oral evreyi erken ve geç olmak üzere ikiye ayırır. Yaşamın ilk 6 ayına denk düşen erken evre, edilgen içe alma evresidir. Meme henüz hem iyi hem de kötü olarak algılamadığı için ambivalans öncesi evre olarak da adlandırılır. Geç oral evreyse 6-12 aylar arasında yer alır ve "yamyamlık" dürtülerinin dışavurumu nedeniyle emme etkinliğine ısırma etkinliği de eklenir. îlk dişlerin çıkışı bir yandan diş etlerinin duyarlılığını arttırırken, bir yandan ısırmayı mümkün kılar. İçe almanın etkin ve tahripkar bir. nitelik almasıyla birlikte nesneye zarar verme ve ondan zarar görme endişesi ambivalansın doğmasına neden olur.

Nesne ilişkisi oral evrede, birincil narsisizmden kısmi nesne ilişkisine geçiş şeklinde başlar. Birincil narsisizm evresinde anne ve bebek birbirinden ayrılamaz; yalnızca gerilim ve sükunet anları ayırdedilir. İç/dış, kendi/kendi olmayan ayırımı henüz yoktur; bebek ihtiyaçlarının karşılanmasını kendi eseri olarak yaşadığı için mutlak bir tümgüçlülülçten söz edilebilir. Daha sonra engellenmelerin ve yokluk yaşantılarının tekrarı ile birlikte bebek gerilimin kendi içinde olduğunu, doyumun ise dışarıdan geldiğini farkeder. Böylece dıştaki nesneler keşfedilir ve sağladıkları doyuma göre iyi ya da kötü olarak değerlendirilir. Keşfedilen dış nesne anne memesidir. Birinci yılın sonunda anne bütünlüğü içinde tam nesne olarak algılanır.

Bu evrede anne besin ile özdeşleştirildiğinden, anne ile ilişkide yaşanan sorunlar beslenme alışkanlıkları düzeyinde dışa vurulur (anoreksi, kusmalar).

OTİSTİK DUYUMLAR-NESNELER
Otistik çocuk vakitsiz olarak algıladığı anne ile bedensel kopuşun yarattığı kaotik duruma ve derin çaresizliğe karşı korunma amacıyla, kendisini bedensel duyumlardan oluşturduğu bir kabukla korumaya çalışır veya bu tür duyumlardan oluşan katı ve statik bir kapsülün içine kapatır. Böylelikle otistik kabuk veya kapsül çocuğu, dehşet uyandıran dışsal etkenlere karşı koruma işlevi görür. Bu kabuk erken bir dönemde vakitsiz olarak yaşamış olduğu bedensel ayrılığın yol açtığı şiddetli duyguların üzerine bir kapak gibi yerleşir. Otistik kabuk çocuğun kendi kendine ürettiği duyumlar ve tekrarlanan prosedürlerden oluşur. Tustin bunları “otistik duyumlar-nesneler”olarak adlandırır. Bunlar “dokunsal varsanılar”a karşılık gelirler ve somut fantezilerin bir parçasıdır. Bu otistik duyumlar- nesneler katıdır ve çocuk bunları elleriyle tutarak bedenine yaklaştırır. Yani bunlar çocuğun kendi kendine bir kapsayan yaratma çabasına karşılık gelirler. Oysa bebeğin duyumlarına kapsayan sağlama işlevini sadece öteki, yani anne görebilir. Bunu bebek kendi başına yaratamaz.

OYUN
Hermine Hug-Helmuth ve daha sonra da Anna-Freud, çocuk psikoterapisinde oyunu ilişkiye girme olanağını sağlayan bir destek olarak kullanmışlardır. Çocuğun seanslar esnasındaki oyunu ile analizdeki yetişkinin serbest çağrışımı arasındaki eşdeğerliği ileri süren ve yeni bir görüş açısını ortaya atan Melanie Klein’dır. Klein’a göre oyunun simgesel niteliği, ruhsal işleyişin derin katmanlarına yönelten yorum aktivitesi aracılığı ile, analiste altta yatan çatışmaları bilince çıkartma olanağını verecektir.

Winnicott önemli derecede farklı düşünceler geliştirmiştir. Oyunu kendi başına, içeriğini yorumlama gereği duymadan ele almıştır. Bir çerçeve içinde cereyan eden oyunun zaten kendisi bir terapidir. Winnicott’a göre analiz, “iki oyun alanının örtüştüğü” bir yer haline gelir; “birlikte oynamakta olan iki kişiyi” andırır. Winnicott düşüncesini şöyle dile getirir: “ Psikanaliz, psikoterapi, oyun malzemesi ve oyun oynama sıralamasını tersinden yapmak gerektiğine dikkat çekmek istiyorum. Bir başka deyişle, sağlığın göstergesi ve evrensel olan oyundur ?...? ve son olarak söyleyeceğim şudur ki, psikanaliz oyun oynamanın, insanın kendisiyle ve başkalarıyla iletişim kurmasına hizmet eden çok özel bir biçimi olarak gelişmiştir” (Winnicott, 1971)

ÖDİPUS KOMPLEKSİ
Freud'un, Sofokles'in Kral Oidipus tragedyasının kahramanı Oidipus'un babasını öldürüp annesiyle evlenmesinden esinlenerek adlandırdığı bu kompleks, pozitif şeklinde karşı cinsten ebeveyne duyulan aşk ve aynı cinsten ebeveyne duyulan nefret duygularını kapsar. Negatif şeklindeyse aynı cinsten ebeveyne aşk, karşı cinsten ebeveyne ise nefret söz konusudur. Oidipus kompleksinde bu iki şekil bir arada bulunur. Oidipus kompleksi fallik evre olarak adlandırılan 3-5 yaşları arasındaki dönemde doruk noktasındadır. Gücünü yitirip sönmesi latans döneminin başlangıcını işaret eder.

ÖDİPAL DÖNEM
Aslında fallik evrenin içinde yer alan ve onun devami sayılabilecek olan ödipal dönem 4-
6 yaşlar arasında yer alır. Bu dönemde dürtünün nesnesi penis değil, karşı cinsten ebeveyndir. Başlangıçta her iki cins için de temel nesne anne olduğu için, erkek çocuk açısından nesne değişikliği söz konusu değildir. Erkek çocuk annenin tüm sevgi ve ilgisine sahip olmak ister. Kız çocuk ise kendisine bir penis veremeyen anne tarafından hayal kırıklığına uğratıldığı için anneden uzaklaşır ve babaya yönelir. Babadan bir bebek sahibi olma umuduyla, penis arzusundan vaz geçer. Ancak erkek çocukta kastrasyon endişesi, kız çocuktaysa anneyi kaybetme korkusu ödipal arzulardan vaz geçilmesi ve latans dönemine girilmesine yol açar. Ancak bu iki etken yanında, tekrarlayan başarısızlıklar sonunda gerçekliğin kabulü ve zaman faktörünün devreye girmesi (sen çocuksun, büyüyünce, vb.) bu vazgeçişi kolaylaştırır. Karşı cinsten ebeveyne sahip olma arzusu yerini, kendi cinsinden ebeveyle özdeşleşme çabasına bırakır.

Ödipal dönemi izleyen latans dönemi ve ergenlik Freud tarafından doğrudan ele alınmamıştır. Latans dönemi ile ilgili olarak, Freud sadece tiksinme, utanma, ahlaki ve estetik eğilimlerin bir dalgakıran misali cinsel dürtülerin harekete geçmesine engel olduğunu ve eğitimin buna katkıda bulunduğunu hatırlatmıştır. Aynı şekilde ergenlik de Freud’un yapıtında diğer evreler gibi yer bulmaz. Sadece pubertenin neden olduğu dönüşümlerden söz eder (Freud; 1905,1908).

<< Geri Dön

© 2009 İstanbul Çocuk ve Ergen Psikanalitik Psikoterapi Derneği. Tüm hakları saklıdır.