| |
Psikanalitik Çocuk Ergen Psikoterapisinde
Temel Kavramlar
YANSITMA :
Freud’un geliştirdiği Projeksiyon (Yansıtma) kavramı genel olarak
kişinin dürtü, arzu gibi içten gelen ve kabul edilemez duygularını
dışarı atarak dış dünyaya atfetmesini anlatan savunma mekanizması
anlamında anlaşılır. Ancak, psikanalitik teoride, projeksiyon daha
geniş bir anlamda kullanılır. Freud (1919: 107-108), Totem ve Tabu
adlı eserinde yansıtmanın sadece bir savunma olarak ortaya çıkmadığından,
çatışma olmadığında da varolduğundan bahseder. İç algının dışarı
yansıtılmasının ilkel bir mekanizma olup, dış dünyayı oluşturmada
duyusal algılarımızı etkilediğini belirtir. Kişi, kendisini çevreleyen
ortamı algılar ve kendi duygulanım durumuna, beklentilerine, arzularına
göre tepki verir (Laplanche ve Pontalis, 1967: 344-345).
Melanie Klein'a göre ise, içe atma ve yansıtma yaşamın
başlangıcından itibaren ruhsal yapının ve nesnelerin oluşumunu sağlayan
iki temel savunma mekanizmasıdır. İlk bedensel yaşantılar, özellikle
de beslenme deneyimleri bu mekanizmaların etkili olduğu alandır.
İlk doyum deneyimleri yaşam dürtüsüne bağlanır ve iyi nesne parçası
olarak benliğin kuruluşunda kullanılmak üzere içe atılır. Buna karşılık
engellenme ve doyumsuzluk yaşantıları tehlikeli olarak algılanır
ve saldırgan affektlerle birlikte dışa atılır. Böylece yavaş yavaş
ben/ben olmayan, iyi nesne parçası/kötü nesne parçası, iç/dış gibi
ikilikler oluşur. Ancak ölüm dürtüsünün sürekli geri dönüşü savunmaların
pekiştirilmesini gerekli kılar ve içe atma, yansıtma işlemleri sonucunda
iki farklı nesne oluşur: bebeğin sakınması gereken ve dışında yer
alan tehlikeli, persekütör kötü nesne ile bebeğin içinde yer alan
ve korunması gereken ödüllendirici, yüceltilmiş iyi nesne. Kötü
nesne anne üstbenliğinin taslağını oluştururken, iyi nesne de arkaik
benlik taslağını oluşturur.
YANSITMALI ÖZDEŞİM:
Yansıtmalı özdeşimde benliğin bir kısmı (örneğin öfke veya başka
bir kötü duygulanım) diğer bir kişide görülür ve kişinin kendisinde
inkar edilir. Bion (1959) yansıtmalı özdeşimi temelde ikiye ayırır:
a) Patolojik biçimi: Tümgüçlülük ve şiddet içerir; benlik ve nesne
arasında karmaşa (confusion) vardır; b) “Normal” biçimi: Şiddet
yoğun değildir, iç ve dış gerçeklik muhafaza edilir; empatiye gönderme
yapar, yansıtan kendi farklılaşmış kimliğinin farkındadır.
YETERİNCE İYİ ANNE:
Winnicott’a göre annenin bebeğine bakım verebilmesi için onunla
özdeşim kurması, başka bir deyişle bebeğinin neye ihtiyaç duyduğunu
hissetmesi gerekir. İşte birincil annelik meşguliyeti {primary maternel
preoccupation) adını verdiği süreç hamilelik boyunca annenin bu
özdeşimi gerçekleştirmesine olanak verir (Winnicott DW 1956).Winnicott,
annenin çevreden uzaşlaşarak içine kapandığı ve doğacak bebeğine
odaklandığı bu süreci "normal bir hastalık" olarak da
tanımlar. Doğumdan sonraki haftalarda giderek etkisini yitiren bu
duyarlılık hali zamanla yerini yeterince iyi anne'ye (good enough
mother) bırakır. Artık anne bebeğinin tüm ihtiyaçlarını bekletmeden
eksiksiz karşılamakla yükümlü değildir; geçici yetersizlikler sergileyebilir,
ancak bunlar hiçbir zaman bebeğin katlanma yetisini aşmaz (Winniicott,
1949).
YERLEŞTİRME (Topik, topography):
Birinci yerleştirme: İlk kez Bilimsel Psikoloji Taslağında. Freud
ruhsal yapı içinde bilinç, bilinçdışı ve önbilinci ayrı ruhsal yerler
olarak tarif eder. Ancak burada enerjinin dolaşımını süzenleyen
nörolojik bir model söz konusudur (Freud, 1895a). Daha sonra Histeri
Üzerine Çalışmalar (Freud ve Breuer, 1895b) ve özellikle de Rüyaların
Yorumu 'nda (Freud, 1900) bölümleme daha netleşir. Bilinç, algı-bilinç
sisteminin işlevidir ve içsel ve dışsal algıların anlık niteliğine
denk düşer. Bilinçdışı, bilinç dışına atma mekanizmasıyla önbilinç-bilinç
sistemine girişi engellenmiş içeriklerden oluşur. Önbilinç ise belirli
bir anda bilinç alanında bulunmayan, ancak bilinç alanına girebilecek,
bir anlamda güncelleşebilir içeriklerce oluşturulur.
İkinci yerleştirme: Haz İlkesinin Ötesinde adlı yapıtında
(Freud S. 1920), özellikle de Benlik ve Altbenlik’te (Freud, 1923)
Freud ruhsal aygıtı farklı eksenlerde tekrar bölümlere ayırır.Bu
yeniden yerleştirme sonucunda ortaya altbenlik, benlik ve üstbenlik
çıkar. Altbenlik kişiliğin dürtüsel boyutunu oluşturuken, benlik
kişiliğin bütününün çıkarlarını gözetir. Ebeveynin istek ve yasaklarının
içselleştırilmesiyle oluşan üstbenlik ise yargılayan ve eleştiren
mercidir. Bu yeni yerleştirme kişiliği merkez aldığı için, gelişim
kuramına daha uygun bir model oluşturmaktadır. Bununla birlikte
birinci yerleştirme işlevini yitirmemekte, birinci yerleştirmeye
farklı düzeylerde eklemlenmektedir. Böylece benliğin ve üstbenliğin
bir bölümü bilindışında kalabilirken altbenliğin bazı bölümleri
de bilince ulaşabilir.
<< Geri Dön
|