Psikanalitik Oyun Tekniği: Tarihi
ve Önemi
Melanie Klein (1955)
Çeviren:Burçin Alsancak Sönmez
Bu kitaba¹ giriş olarak oyun tekniğiyle ilgili bir
makaleyi sunmada beni harekete geçiren hem çocuklarla hem de yetişkinlerle
olan çalışmalarımın ve tüm psikanalitik teoriye olan katkılarımın
küçük çocuklarla geliştirdiğim oyun tekniklerinden ortaya çıktığını
düşünmemdir. Burada ifade ettiğim son çalışmam oyun tekniğinin doğrudan
uygulaması olmaktan ziyade, erken gelişimle, bilinçdışı süreçlerle
ve bilinçdışına yaklaşılabilen yorumların doğasıyla ilgili kazandığım
içgörüdür. Daha büyük çocuklar ve yetişkinlerle yaptığım çalışmalara
bu içgörünün geniş kapsamlı bir etkisi vardır.
İşte bu nedenden ötürü, çalışmamın; psikanalitik
oyun tekniğinden gelişmesinin basamaklarını ana hatları ile kısaca
çizmeliyim. Ancak bunu yaparken bulguların bütün bir özetini vermeye
kalkışmamalıyım. 1919 yılında ilk vakama başladığımda, özellikle Dr
Hug Hellmuth (1921) çocuklarla bazı psikanalitik çalışmalar yapmıştı. Araç
olarak resmi ve ara sırada oyunu kullanmasına rağmen belirli bir
teknik geliştirmeyen Hug Hellmuth altı yaşın altındaki çocuklarla
psikanalize girişmemiştir.
Çalışmaya başladığım sıralarda yorumların tedbirli
bir şekilde yapılmasıyla ilgili yaygın bir kanı vardı. Birkaç istisna
haricinde psikanalistler, çocukta bilinçdışının derin katmanlarını
incelemediler
– bu tarzda bir araştırmanın çocuk için potansiyel olarak tehlikeli
olabileceği düşünüldü. Bu ihtiyatlı bakış bundan sonraki yıllarda
da psikanalizin yalnızca gizil dönemden sonraki çocuklar için uygun
olduğu gerçeğini yansıtmaktadır.
İlk hastam beş yaşında bir erkek çocuğuydu. İlk yayınlarımda³
ondan ‘Fritz’ olarak bahsetmiştim. Annenin tutumunu etkilemenin başlangıç
için yeterli olduğunu düşündüm.
1 New Directions in Psychoanalysis (Psikanalizde
Yeni Yönelimler)
2 Bu ilk yaklaşımın tanımı Anna Freud’un The Psycho-analytical Treatment
of Children (Çocukların Psikanalitik Tedavisi) (1927) adlı kitabında
verilmiştir.
3 ‘The development of a child’(Çocuğun Gelişimi) (1923);’The role
of the School in the Libidinal Development of the Child’ (Çocuğun
Libidinal Gelişiminde Okulun Rolü ) (1924);’Early Analysis’(İlk
Analiz) (1926).
Konuşulmamış ancak açıkça zihninin gerisinde olan
ve zihinsel gelişimini engelleyen bir çok soruyu özgürce tartışabilmesi
konusunda çocuğunu desteklemesini önerdim. Bunun iyi bir etkisi olmasına
rağmen, nevrotik zorlukları yeterince azalmadığından çok geçmeden
onu psikanalize almam gerektiğine karar verdim. Bunu yaparken şimdiye
kadar saptanan bazı kurallardan saptım. Çocuğun bana sunduklarından
en acil olduğunu düşündüğümü yorumlarken, ilgimin onun anksiyetelerine
ve bunların arkasındaki savunmalara odaklandığını keşfettim. Bu yeni
yaklaşım beni kısa zamanda ciddi problemlerle karşı karşıya bıraktı. Bu
ilk vakayı analiz ederken karşılaştığım anksiyeteler çok şiddetliydi. Her
ne kadar yorumlarımla birlikte bu anksiyetenin tekrar tekrar azaldığını
gördüğümde doğru çizgilerde çalıştığım inancıyla kendimi güçlü hissetsem
de, zaman zaman açığa çıkarılan yeni anksiyetelerin yoğunluğu beni
endişelendiriyordu. Bu durumlardan birinde Dr. Karl Abraham ‘dan tavsiye
aldığımda, beni yanıtlarken şimdiye kadar yaptığım yorumlar çare
olduğuna ve analizde açıkça ilerlediğine göre yöntemimi değiştirmeye
gerek görmediğini ifade etti. Bu destekten dolayı cesaretlendiğimi
hissettim ve sonraki birkaç günde çocuğun artık son noktaya gelmiş
olan anksiyetesi büyük bir ölçüde azaldı ve daha başka düzelmelere
de yol açtı. Bu analiz sayesinde edindiğim inanç, analitik çalışmanın
bütün seyrini güçlü bir şekilde etkiledi.
Tedavi çocuğun kendi evinde kendi oyuncaklarıyla
yapıldı. Baştan itibaren çocuk oyun içinde fantazilerini ve anksiyetelerini
ifade ettikçe ve ben de tutarlı bir şekilde kendisine bunları yorumladıkça
oyununda başka malzemeler de ortaya çıkıyordu, işte bu yüzden bu
analiz psikanalitik oyun tekniğinin başlangıcıydı. Söylemek istediğim
bu hastayla tekniğimin bir özelliği haline gelen yorum yöntemini
kullandığımdır. Bu yöntem psikanalizin temel prensibine-serbest çağrışıma
benzer. Çocuğun hem kelimelerini, hem de oyuncaklarla olan etkinliklerini
yorumladığımda, yetişkinin çoğunlukla kelimelerle ifade ettiği bu
temel prensibi, bütün davranışlarını oyunla ve değişik etkinliklerle
ortaya koyan çocuğun zihnine tatbik ediyor oluyordum. Bunlardan
başka Freud tarafından tespit edilen ve başlangıçta temel olarak
baktığım iki ilke de beni yönlendirdi. Bunlar; psikanalitik yöntemin
temel bakışının bilinçdışını keşfetmek ve aktarım analizinin bu
amaca ulaşmada bir araç olmasıdır.
1920 ile 1923 yıllarında diğer çocuk vakalarıyla
daha da deneyim kazanmama rağmen, oyun tekniğinin gelişimine kesin
bir adım atma 1923 yılında psikanalize aldığım iki yaş dokuz aylık
bir çocuğun tedavisiyle oldu.
Bu vakanın bazı detaylarına Çocukların Psikanalizi¹
adlı kitabımda ‘Rita‘ ismiyle değindim. Rita gece terörü ve hayvan
fobisi şikayetleri olan bir çocuktu. Annesine karşı ikilemli duygular
yaşamasına rağmen annesine yapıştığında da zorlukla yalnız kalabiliyordu. Belirgin
obsesyonel nevrozu vardı ve bazı zamanlar çok depresifti. Oyun oynayışı
çekingendi ve hayal kırıklıklarına tahammülsüzlüğü yetiştirilmesini
gittikçe zorlaştırıyordu. Bu kadar küçük bir çocuğun analizi tamamen
yeni bir tecrübe olduğundan nasıl ele alacağım konusunda çok kuşkuluydum. İlk
seans bu şüphelerimi doğruladı. Odasında benimle tek başına bırakıldığında
negatif aktarım olarak aldığım sinyaller verdi: anksiyeteli ve sessizdi, çok
geçmeden bahçeye çıkmak için izin istedi. Kabul edip onunla birlikte
giderken bu durumu bir başarısızlık işareti olarak gören annesinin
ve teyzesinin bakışlarının üzerimizde olduğunu ekleyebilirim. On
onbeş dakika sonra odasına döndüğümüzde Rita’nın bana karşı neredeyse
arkadaşça davranması onları şaşırtmıştı. Değişimin açıklamasıysa,
dışarıda olduğumuz sürece negatif aktarımını ona yorumlamamdı (bu
yine alışılmış pratiğe karşıydı). İfade ettiği birkaç şeyden ve açık
alanda olduğumuz süre içinde daha az korktuğu gerçeğinden yola çıkarak
benimle odada tek başına kaldığında ona bir şeyler yapabileceğimden
korktuğu sonucuna varıp, gece terörlerine gönderme yaparak benim
zarar veren bir yabancı olmamla ilgili şüphelerini geceleri tek
başına kaldığında kötü bir kadının ona saldırmasından korkması ile
ilişkilendirerek yorumladım. Bu yorumdan birkaç dakika sonra odasına
dönmemizi önerdim ve o hemen kabul etti. Bahsettiğim gibi Rita’nın
oyundaki çekingenliği belirgindi ve başlamak için bebeğini obsesyonel
bir şekilde giydirip, elbiselerini çıkarmak haricinde bir şey yapmıyordu. Çok
geçmeden obsesyonlarının altındaki anksiyetelerini anlayıp yorumladım. Bu
vaka, çocuk psikanalizinde ön şart olarak gördüğüm, fantazilerin, duyguların, anksiyetelerin
ve oyunla ifade edilen deneyimlerin ya da çocuk oyun faaliyetlerinde
çekingense bu çekingenliğin nedenlerinin anlaşılıp yorumlanması
hakkındaki inancımı güçlendirdi.
Fritz ile olduğu gibi bu analizde çocuğun kendi
evinde ve kendi oyuncaklarıyla yapıldı. Ancak birkaç ay süren bu
tedavide psikanalizin çocuğun evinde yapılmaması gerektiği sonucuna
vardım. Her ne kadar yardıma çok ihtiyacı olsa da ve ebeveynleri
benim psikanalizi denememe karar verseler de, annesinin bana karşı
olan tavrı çok ikilemliydi ve tedavi sırasındaki atmosfer de bütünüyle
düşmancaydı.
1 Bkz. Rickman’ın ‘On The Bringing up of Children’(Çocukların
Yetiştirilmesi Üzerine) (1936) ve ‘The Oedipus Complex İn The Light
Of Early Anxieties’(İlk Anksiyetelerin Işığında Oedipus Kompleksi)
(1945).
Daha da önemlisi, -psikanalizin belkemiği olduğunu
düşündüğüm- aktarım durumunun oluşturulup muhafaza edilmesi için, hastanın
muayene veya oyun odasını hatta tüm analizi alıştığı ev hayatından
farklı olarak hissetmesi gerektiğini anladım. Ancak bu şartlar altında,
çocuk, alışılmış olanla uyuşmayan ve şimdiye kadar öğretilenlerle
zıt düşen düşüncelerini, duygularını ve arzularını deneyimleyip,
ifade etmeye karşı olan dirençleriyle baş edebilir.
1923 yılında da yedi yaşındaki bir kız çocuğunun
psikanalizinde daha anlamlı gözlemlerde bulundum. Nevrotik zorlukları
görünürde pek ciddi değildi ama ebeveynleri belli bir süre onun
zeka gelişimiyle ilgilenmişlerdi. Yeterince akıllı olmasına rağmen
kendi yaş grubundan geri kalıyor, okulu sevmiyor ve bazen de aylaklık
yapıyordu. Annesiyle güven ve sevgi dolu olan ilişkisi okula başladıktan
sonra değişmiş, çocuk sıkılgan ve sessiz biri haline gelmişti. Fazla
ilişkiye giremeden birkaç seans yaptık. Okuldan hoşlanmadığı iyice
açığa çıktı ve hem okul hakkında çekinerek söylediklerinden, hem
de başka söylemlerden, bazı malzemeleri ortaya çıkaracak birkaç yorum
yaptığımda, daha fazla ileriye gitmemem gerektiği izlenimini edindim. Bir
seansta tepkisiz olduğunu ve geri çekildiğini düşündüğümde kısa
bir süre içinde döneceğimi söyleyerek kendi çocuklarımın odasına
gittim ve birkaç oyuncak, arabalar, küçük figürler, birkaç tahta blok
ve bir tren alıp onları kutuya koyup getirdim. Resimle yada başka
bir etkinlikle ilgilenmemesine rağmen küçük oyuncaklarla oynamaya
başladı. Daha önceden bahsedildiğini duyduğum okulundan bir erkek
çocuğunu ve kendisini, oyuncaklarla temsil ettiğini bu oyun sayesinde
anladım. İkisinin davranışlarında sır olan bir şey vardı ve diğer
oyuncak figürler müdahale ettikleri ya da izledikleri için kızılıp
kenara konmuşlardı. İki oyuncağın etkinlikleri yere düşmek ya da
arabalarla çarpışmak şeklinde felaketlere yol açıyordu. Tekrarlandıkça
da anksiyete tırmanıyordu. Bu noktada, oyununun detaylarına dayanarak, kendisi
ve arkadaşı arasında cinsel bir faaliyet olmuş gibi gözüktüğünü
ve bunun anlaşılmasının kendisini çok korkuttuğundan, diğerlerine
karşı şüpheyle yaklaştığı şeklinde bir yorum yaptım. Oyun oynarken
anksiyeteli olduğunu ve oyununu durdurmak gereken bir noktaya geldiğimizi
belirttim. Ona okulu sevmediğini hatırlatarak bu durumun, belki de
öğretmeninin okul arkadaşıyla arasında geçenleri anlayacağı korkusuyla
ilgili olabileceğini ifade ettim. Tüm bunlardan ürkmüştü ve annesine
güvenmiyordu. Şimdi de benim için aynı duyguları hissedebilirdi.
Bu yorumun çocuk üzerindeki etkisi çarpıcıydı:anksiyetesi ve güvensizliği
önce artmasına rağmen, kısa zamanda açık bir rahatlamaya yol açtı. Yüzünün
ifadesi değişti. Her ne kadar yaptığım yorumları ne kabul, ne de reddediyorsa
da sonradan hem oyununda, hem de konuşmalarında yeni malzeme getirerek
ve de daha özgürce davranarak bana katıldığını gösterdi. Ayrıca tavırları
daha arkadaşça ve daha az şüpheciydi. Pozitif aktarımın arkasından
tabi ki tekrar tekrar negatif aktarımlar geldi ancak bu seanstan
sonra analiz iyi ilerledi. Ailesiyle, özelliklede annesiyle ilişkileri
düzeldi, okula karşı isteksizliği azaldı ve dersleriyle daha çok
ilgilenmeye başladı. Ancak temeli derin anksiyetelere dayanan öğrenmeyle
ilgili ketlenmesi, tedavisi sırasında kademeli olarak çözülebildi.
II
İlk başta getirdiğim ve hasta çocukların analizinde
kullandığım kutudaki oyuncakların bu kızın analizinde de önemli
olduklarını kanıtladım. Hem bu deneyim, hem de diğerleri hangi oyuncakların
psikanalitik oyun tekniği¹ için daha uygun olduğuna karar vermemde
yardımcı oldular. Küçük figürlerin bulunmasının önemli olduğunu buldum
çünkü sayıları ve çeşitleri çocuğun geniş çaptaki fantezilerini
ve deneyimlerini ifade etmesine imkan veriyordu. Bu amaç için, oyuncakların
mekanik olmaması ve insan figürlerinin yalnızca renk ve büyüklüklerinin
farklı olması ve belirli bir mesleği belirtmemesi gerekiyordu. Basit
olmaları çocuğun onları oyunda ortaya çıkan malzemeye göre farklı
farklı durumlarda kullanmasını kolaylaştırıyordu. Farklı deneyimleri
ve fantazileri ya da gerçek durumları ardı ardına sunması zihninin
nasıl işlediğiyle ilgili daha tutarlı bir resme ulaşmamızı olası
kılıyordu.
Oyuncaklar gibi oyun odasındaki donanımlar da basitti.
Psikanaliz² için gerekli olanların haricinde bir şey içermiyordu.
Her bir çocuğun oynadıkları ayrı kilitli bir çekmecede saklanıyor
ve böylece oyuncaklarını ve onlarla oynadığı oyununu biliyordu. Bu
yetişkinin serbest çağrışımlarının kendisi ve analisti arasında
kaldığını bilmesine eşittir. Yukarda bahsedilen küçük kıza getirdiğim
kutudaki oyuncaklar, analist ve hasta arasındaki özel ve mahrem ilişkinin
parçası ve psikanalitik aktarım durumunun özelliği olup, bireysel
bir çekmecedeki oyuncakların modelini meydana getirirler.
1 Bunlar: tahtadan erkek ve kadın, genellikle iki
büyüklükte, arabalar, el arabası, salıncaklar, trenler, uçaklar, hayvanlar, ağaçlar, tahtalar, evler, çitler, kağıt, makas, bıçak, kurşunkalemler,
tebeşirler veya boyalar, yapıştırıcı, toplar ve misketler, şekil verilebilen
hamurlar ve ip.
2 Yıkanabilir bir zemin, akan su, bir masa, birkaç sandalye, küçük bir
kanape, birkaç yastık ve çekmeceli dolap.
Psikanalitik tekniğin tümüyle benim seçtiğim belirli
oyuncaklarla yapılmasının gerekli olduğunu önermiyorum. Herhangi
bir durumda çocuğun sıklıkla oyuncaklarını kendiliğinden getirip
onlarla oynaması analitik çalışmanın gidişatına dahil olur. Ancak
ben, analist tarafından sağlanan oyuncakların tanımladığım şekilde,
yani, basit ve küçük olup, mekanik olmaması gerektiğine inanıyorum.
Oyuncaklar oyun analizi için mutlak gereksinim değildir.
Birçok çocuk aktivitesi olabilir;bir iki tas, su bardağı ve kaşıktan
oluşan su havuzunda olduğu gibi. Çocuk genelde resim yapar, yazar,
boyar, keser, oyuncakları tamir eder. Bazen hem kendine hem de analistine
rol vererek, alışveriş oyunu, doktorculuk, okulla ilgili oyunlar
ve anne ve çocuğu oynar. Bu oyunlarda çocuk sıklıkla yetişkinin
yerine geçer, bu şekilde hem rolleri değiştirmeyle ilgili arzularını,
hem de ebeveynleri ya da diğer otorite pozisyonunda olanların kendisine
nasıl davrandığını, ya da - nasıl davranmaları gerektiğini gösterir.
Bazen analist tarafından temsil edilen, çocuğuna karşı sadist bir
şekilde davranan ebeveynin rolüne girerek saldırganlığını ve varolmakla
ilgili kızgınlığını açığa vurur. Yorumlarla ilgili kurallar, fantaziler
ister oyuncaklarla ister dramatizasyonla sunulsun yine de aynıdır.
Kullanılan oyuncak ne olursa olsun tekniğin temelini oluşturan analitik
ilkelerin uygulanması esastır. ¹
Çocuğun oyununda saldırganlık doğrudan veya dolaylı
olarak farklı yollarla ifade edilir. Genelde bir oyuncak kırılır,
eğer çocuk daha saldırgansa bıçakla veya makasla masaya veya tahta
parçalarının üstüne saldırır; su veya boyalar etrafa sıçratılır
ve oda savaş alanına döner. Çocuğun saldırganlığının meydana çıkmasına
olanak sağlamak önemli olsa da daha önemli olan, neden özellikle
aktarım durumunun bu anında yıkıcı dürtülerin ortaya çıktığına ve
bunların çocuğun zihnindeki sonuçlarına dikkat etmektir. Çocuk küçük
bir figürü kırdıktan kısa bir süre sonra suçluluk duyguları gelecektir.
Bu suçluluk hem gerçekte oyuncağı kırmış olmanın suçluluğu hem de
oyuncağın çocuğun bilinçdışında temsil ettiğine karşı duyulan suçluluk
olduğundan yorum bu derindeki seviyelere de değinmelidir. Örneğin,
küçük erkek kardeş ve kız kardeş, ya da ebeveyn. Bazen çocuğun analistine
karşı olan hareketlerinden yalnızca suçluluk değil, ayrıca yıkıcı
dürtülerinin sonucunda oluşan persekütif anksiyetesini ve misilleme
korkusunu anlayabiliriz.
1 Yukarıda verilen örneklerdeki oyuncaklarla oyunlar
ve oyunların tümü ‘The Psycho-Analysis of Children’(Çocukların Psikanalizi)’
adlı kitapta bulunabilir (özellikle II. , III. ve IV. , Bölümlerde).
Ayrıca bkz. ’Personification in the Play of Children’(Çocukların
Oyununda Canlandırma) (1929).
Çocuğa kendime yönelik fiziksel saldırıları müsamaha
göstermeyeceğimi genelde belirtirim. Bu tavır hem psikanalisti hem
de analizi korumak açısından önemlidir. Bu tür saldırganlıkların
sınırları belirlenmezse muhtemelen yoğun suçluluk duygularını ve
persekütif anksiyeteyi harekete geçirir ve bu şekilde tedavinin
zorluklarına eklenmiş olur. Hangi yöntemle fiziksel saldırıyı engellediğimi
sorduklarında, sanırım bunun cevabı benim çocuğun saldırgan fantazilerini
bastırmadan, onları farklı şekillerle, hatta bana karşı sözel saldırılar
olarak da sunmalarına fırsat vermemdendir. Çocuğun saldırganlıktaki
motivasyonunu daha çok yorumlayabildikçe, durumu daha fazla kontrol
altında tutmak mümkün oldu. Ancak bazı psikotik çocukların bana
karşı olan saldırganlıklarından korunmak zor olabiliyordu.
III
Çocukların zarar verdikleri oyuncaklara karşı olan
tutumlarının çok açıklayıcı olduğunu anladım. Kardeşini ya da ebeveynlerinden
birini temsil eden oyuncağı genellikle kenara koyup ve belli bir
süre için görmezden gelirler. Bu tutum saldırılan kişinin (oyuncakla
temsil edilen)
misilleme yapabileceği ve tehlikeli olabileceğiyle ilgili yaşanan
persekütif korkuya uygun olarak, zarar verilen oyuncağın artık sevilmediğini
gösterir. Perseküsyon duygusunun şiddeti, verilen zararla canlanan
suçluluk duygularını ve depresyonu gizler. Ya da suçluluk ve depresyon
öyle güçlü olur ki perseküsyon duygularının kuvvetlenmesine yol
açarlar. Bununla birlikte çocuk bir gün çekmecesinde kırılmış oyuncağını
arayabilir. O zaman bazı önemli savunmaları analiz edip, persekütif
anksiyeteleri azaltarak, suçluluk duyguları ve onarma konusunda deneyim
kazanmasını sağlayabiliriz. Bu gerçekleştiğinde çocuğun, oyuncağın
temsil ettiği kardeşiyle ilişkisindeki ya da tüm ilişkilerindeki
değişiklikleri fark edebiliriz. Bu değişiklik bizim persekütif anksiyetenin
azaldığıyla ilgili, izlenimimizi doğrular ve böylece aşırı anksiyeteyle
bozulmuş olan onarma isteği ve sevgi hisleri ön plana çıkar. Başka
bir çocukta ya da aynı çocukta analizin daha sonraki dönemlerinde
suçluluk ve onarma isteği saldırganlık hareketinden hemen sonra
gelir ve fantazide zarar verilen erkek veya kız kardeşe olan sevecenlik
açıkça ortadadır. Bu değişiklikler kişiliğin oluşması, nesne ilişkileri
ve zihinsel denge için önemli olsalar da fazla önemsenemezler.
Yorumlama çalışmasının temel parçasından biri, bir
taraftan sevilen ve nefret edilenle mutluluk ve tatmin arasındaki,
diğer taraftanda persekütif anksiyeteyle depresyon arasındaki düzensiz
değişimlere ayak uydurmaktır. Yani analist hem çocuk bir oyuncağı
kırdığında onaylamadığını göstermemeli, hem de oyuncağın tamir edilebileceğini
söyleyerek saldırganlığını ifade etmesi için teşvik etmemelidir. Diğer
bir deyişle, analist, çocuğun duygularını ve fantazilerini ortaya
çıktıklarında deneyimlemesine olanak sağlamalıdır. Tekniğimin bir
parçası olarak eğitsel veya ahlaki etkileri kullanmadığımdan, psikanalitik
yöntem, kısaca hastanın düşüncelerini anlayıp içinde nelerin olup
bittiğini ifade etmekten ibarettir.
Oyun faaliyetleriyle ifade edilebilen duygusal durumların
çeşitliliği sınırsızdır: hayal kırıklığı ve reddedilme hisleri;
anne babayı veya erkek ve kız kardeşleri kıskanma, bu kıskançlığa
eşlik eden saldırganlık, bir oyun arkadaşına sahip olmaktan dolayı
duyulan haz ve ebeveynlere karşı işbirliği yapma, yeni doğmuş ya
da doğması beklenen bebeğe karşı olan sevgi ve nefret hisleri, bunu
izleyen anksiyete, suçluluk ve onarma isteği. Çocuğun oyununda günlük
hayatın gerçek deneyimlerinin ve detaylarının sıklıkla fantazilerle
birbirine karıştığını görürüz. Bazen çok önemli gerçek olaylar ne
oyuna ne de çağrışımlarına giremez ve bazen tüm vurgu açıkça daha
önemsiz olayların üzerine yapılır. Ancak bu önemsiz olaylar duygularını
ve fantazilerini harekete geçirdiklerinden onun için çok önemlidirler.
IV
Bir çok çocuk oyunda çekingen tutum sergiler. Bu
ketlenme her zaman oyun oynamalarını tamamen engellemese de, kısa
sürede faaliyetlerine engel olur. Örneğin çocuğun biri bana tek
bir görüşme için getirilmişti (görünüşte ileriki bir tarihte analiz
olabilirdi çünkü ebeveynleri onunla birlikte yurt dışına gidiyorlardı).
Masanın üzerindeki oyuncaklarla oturup oynamaya başladığında kazalar,
çarpışmalar oluyor ve ona karşı gelen oyuncaklar yere düşüyordu.
Bu oyunlarla ilgilenilmesi gereken bir anksiyetesi olduğunu göstermesine
rağmen, henüz bir tedavi söz konusu olmadığı için yorumlamaktan
kaçındım. Birkaç dakika sonra sessizce iskemlesinden kaydı ve :’Bu
kadar oyun yeter’ diyerek dışarı çıktı. Deneyimlerime dayanarak
inanıyorum ki eğer tedavinin başında olsaydık ve oyuncaklara karşı
olan hareketleriyle gösterdiği endişesini ve bana karşı olan negatif
aktarımını yorumlasaydım anksiyetesini oyuna devam etmesini sağlayacak
derecede çözümlemiş olacaktım.
Bundan sonraki evre oyunda inhibisyonun bazı nedenlerini
göstermeme yardım etmiştir. Çocukların Psikanalizi adındaki kitapta
Peter ismiyle tanımladığım, üç yaş dokuz aylık erkek çocuğu oldukça
nevrotikti¹. Sorunlarından bahsedersek: oyun oynayamıyordu, herhangi
bir hayal kırıklığına tahammülü yoktu, çekingen, hüzünlü, erkeksi
tavırları olmayan, zaman zaman saldırgan, küstah, ailesine karşı
ikilemli ve annesine çok bağlıydı. Annesi on sekiz aylıkken beraber
yaptıkları bir yaz tatilinde ebeveynleriyle aynı odayı paylaşıp,
aralarındaki cinsel ilişkiye şahit olduktan sonra Peter’ın iyice
kötüye gittiğini ifade etti. Bu tatilde idare edilmesi iyice zorlaşan
Peter kötü uyuyor ve de aylardır yapmadığı yatağını kirletmesi yeniden
ortaya çıkıyordu. O zamana kadar serbestçe oynamasına rağmen tatilden
sonra oyun oynamayı bırakmış ve oyuncaklara karşı yıkıcılığı başlamıştı.
Onları kırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Kısa bir süre sonra erkek
kardeşi doğduğunda tüm bu zorluklar daha da artmıştı.
İlk seansta Peter oynamaya başladı ve iki tane atı
alıp birbirine çarptı, aynı hareketi başka oyuncaklarla da tekrarladı. Küçük
bir erkek kardeşi olduğundan bahsetti. Çarptığı atların ve diğer
şeylerin insanları temsil ettiğini söylediğimde bu yorumu önce reddetmesine
rağmen sonra kabul etti. Tekrar atları birbirine çarptırıp onların
uyumaya gittiklerini söyleyip tahta bloklarla sakladı ve ‘şimdi
neredeyse öldüler;ve onları gömdüm’ dedi. Motorlu arabaları ardı
ardına sıraladı; analizde bunların babanın penisini simgelediği
daha sonra anlaşıldı, onları hareket ettirirken aniden öfkelendi
ve odanın etrafına fırlatmaya başladı. Fırlatırken ‘Yılbaşı hediyelerimizi
hemen paramparça ederiz, hiçbirini istemeyiz’ dedi. Oyuncakları parçalamak,
bilinçaltında babasının cinsel organını parçalamanın yerine geçiyordu. Bu
ilk saat boyunca birçok oyuncağı kırdı.
İkinci seansta Peter ilk saatteki oyuncakların bazısını,
özellikle arabaları ve atları birbirine çarpıştırmayı ve küçük kardeşi
hakkında konuşmayı tekrarladığında, anne ve babasının cinsel organlarının
nasıl çarpıştıklarını bana gösterdiğini ve erkek kardeşinin bu çarpışmalar
sonucunda ortaya çıktığı yorumunu yaptım (tabi ki cinsel organlar
için onun kelimelerini kullanarak). Bu yorum daha fazla çalışılacak
konuyu ortaya çıkarırken küçük kardeşiyle ve babasıyla olan ikilemli
ilişkilerine de ışık tuttu. Oyuncak bir adamı tahta bir bloğun üzerine
yatırıp ‘yatak’ ismini verdi. Daha sonra onu aşağıya fırlatarak
‘öldü ve bunun için yaptı’. dedi. Bundan sonra aynısını, önceden
zarar verdiği iki oyuncak adamı seçerek yaptı.
1 1924 yılında analizi başlayan bu çocuk, oyun tekniğimin
gelişmesine yardım eden diğer vakalardan biridir.
İlk oyuncak adamın, annesinin yatağından atıp öldürmek
istediği babasının yerine geçtiğini, diğer iki oyuncak adamında
yine babası ve kendisi olduğunu ve babasının ona aynı şeyi yaptığı
şeklinde yorumladım. İki bozulmuş figürü seçmesinin nedeniyse babasına
saldırdığında her ikisinin de zarar göreceğini hissetmesindendi.
Bu malzeme bahsedeceğim birkaç noktayı tanımlıyor. Ebeveynlerinin
cinsel ilişkisine şahit olma deneyiminin Peter’ın zihnine büyük
bir etkisi olduğundan ve kıskançlık, saldırganlık, anksiyete gibi
güçlü duyguları harekete geçirdiğinden oyunda ilk bunları ifade
etti. Bastırılan bu deneyim hakkında bilinç düzeyinde bilgisi olmamasına
rağmen yalnızca sembolik olarak ifadesi mümkündü. Eğer oyuncakların
insanlarla birbirine çarpıştırılmasını yorumlamasaydım, ikinci seansta
ortaya gelen malzemeyi üretmemiş olacağına inanmak için nedenlerim
vardı. Buna ek olarak, eğer ikinci seansta, oyuncaklara verdiği zararı
yorumlayarak oyunda ketlenmesinin bazı nedenlerini gösteremeseydim,
büyük bir ihtimalle gerçek hayatta yaptığı gibi oyuncakları kırdıktan
sonra oyun oynamayı durduracaktı.
Tedavinin başındaki bazı çocuklar, ne Peter, ne de
tek bir görüşme için gelen çocuk kadar bile oynayamazlar. Ancak bir
çocuğun masaya yayılmış oyuncakları tamamen yok sayması çok nadirdir.
Onları bırakıp başka tarafa yönelse de, çocuk, analiste, oynamak
istememesinin nedenleriyle ilgili içgörü kazandırır. Çocuk analisti
başka şekillerde de malzeme toplayarak yorum yapabilir. Karalamak
veya kesip bırakmak için kağıdı kullanmak gibi herhangi bir aktivite
ve her türlü davranış; duruştaki veya yüz ifadesindeki değişiklikleri,
yaşanan zorluklarla ilgili olarak çocuğun ebeveynlerinden de duyduklarıyla
birleştiren analist çocuğun zihninde neler olup bittiğiyle ilgili
ipucu sahibi olur.
Oyun tekniğinde yorumların önemi hakkında yeterince
şey söyledim ve bunların içeriğini tanımlayan bazı örnekler verdim. Bu
beni bana sık sık sorulan soruyla karşı karşıya bırakıyor:’Küçük
çocuklar zihinsel olarak bu yorumları anlayabiliyorlar mı?’Benim
ve meslektaşlarımın edindiği deneyimlere dayanarak ifade edebilirim
ki; yorumlar, çocuğun verdiği malzemelerde dikkati çeken noktalara
bağlantılandırıldıklarında anlaşılır hale geliyor. Tabi ki çocuk
analisti yorumlarını olabildiğince kısa ve anlaşılır bir şekilde
yaparken, çocuğun ifadelerini kullanmalıdır. Analist kendisine sunulan
malzemenin esas noktalarını basit kelimelere çevirdiğinde o anda
işler bir durumda olan duygular ve anksiyetelerle temasa geçmiş
olur. Çocuğun bilinçli ve zihinsel açıdan anlaması çoğunlukla sonraki
bir süreçtir. Oyun terapisine yeni başlayanlar için, ilgi çekici
ve şaşırtıcı deneyimlerden biri, çok küçük çocuğun bile içgörü kapasitesinin
çoğunlukla yetişkinlerden daha fazla olduğunun görülmesidir. Küçük
çocuktaki, bilinç ve bilinçdışı arasındaki bağlantıların, yetişkinde
olduğundan daha yakın oldukları ve çocuksu bastırmaların daha güçsüz
oldukları gerçeği bu durumu bir yere kadar açıklayabilir. Ayrıca
inanıyorum ki, çocuğun zihinsel kapasiteleri genellikle küçümsenmekte
ve aslında çocuk sanılandan daha fazla şeyi anlamaktadır.
Şimdi çocuğun yorumlara tepkileri derken ne demek
istediğimi anlatmalıyım. Az da olsa ayrıntılarını verdiğim Peter‘ın
analizinde ‘yataktan’ aşağı attığı ve ‘öldü ve bunun için yaptı’
dediği oyuncak adamın babasını temsil ettiği şeklinde yorum yaptığımda
güçlü bir şekilde itiraz etti. (sevilen bir kişiye karşı olan öldürme
arzularının yorumlanması genellikle hem çocukta, hem de yetişkinde
yoğun dirençler uyandırır. ) Üçüncü seansta Peter tekrar buna benzer
malzeme getirdiğinde yorumumu kabul etti ve düşünceli bir şekilde:’Eğer
ben baba olsaydım ve birisi beni yatağın arkasına atmak isteseydi
ve beni öldürüp bunun için yaptı deseydi ben ne düşünürdüm?’ dedi. Bu
söylemi hem yorumumun üzerine çalıştığını, anladığını ve kabul ettiğini, hem
de daha fazla şeyin farkında olduğunu gösteriyordu. Babasına karşı
olan saldırganlık duygularının onunla ilgili korkularına katkıda
bulunduğunu ve dürtülerini babasına yansıttığını anlıyordu.
Oyun tekniğindeki önemli noktalardan bir tanesi
her zaman aktarım analizi olmuştur. Biliyoruz ki aktarım sırasında
hasta önceki duygularını ve çatışmalarını analistiyle tekrarlar.
Aktarım yorumlarımızda, hastanın fantazilerini ve anksiyetelerini
kaynaklandıkları yere, yani çocukluklarına ve ilk nesneleriyle olan
ilişkilerine götürdüğümüzde kendisine önemli bir şekilde yardım
edebildiğimizi deneyimledim. Hasta önceki duygularını ve fantazilerini
tekrar deneyimleyerek ve bunların ilk nesnelerle olan bağlantılarını
anlayarak bu ilişkileri kökeninde gözden geçirip düzeltir ve böylece
anksiyeteleri etkili bir şekilde azalır.
V
Çalışmamın ilk yıllarına baktığımda birkaç gerçeği
birer birer ele alabilirim. Bu makalenin başında belirttiğim gibi
ilk çocuk vakamı analiz ederken ilgimin anksiyetelere ve bunlara
karşı olan savunmalara odaklandığını fark ettim. Anksiyeteye verdiğim
önem beni bilinçdışının ve çocuğun fantazi hayatının gittikçe daha
derinlerine götürdü. Bu yaklaşım, yorumların çok derinlere gitmemesini
ve sık sık yapılmamasını ifade eden psikanalitik görüş açısına zıt
düşüyordu. Teknik olarak köklü bir değişiklik gerektirse de, yaklaşımımda
ısrar ettim. Bu yaklaşım, halen o zamanlarda geniş bir şekilde araştırılmamış
olan erken çocukluk fantazilerini, anksiyetelerini ve savunmalarını
anlamayla ilgili yeni ufuklar açmıştır. Klinik bulgularımla ilgili
olarak teorik olarak şekillendirmeye başladığımda bunlar bana daha
açık göründü.
Ritanın analizinde beni çarpan üstbenliğinin acımasızlığıydı.
Çocukların Psikanalizi adlı kitabımda Rita’nın çocuğuna (oyuncak
ve benim tarafımdan temsil edilen) zalimce davranan annenin rolünü
nasıl oynadığını tanımlamıştım. Bundan başka annesine karşı olan
ikilemli duyguları, cezalandırılmaya duyduğu yoğun ihtiyaç, suçluluk
duyguları ve gece terörleri benim iki yaş dokuz aylık çocuğun haşin
ve acımasız bir üstbenliğin etkin olduğu daha erken bir yaşa geri
gittiğini anlamamı sağladı. Bu keşif diğer çocukların analizinde
de doğrulanınca, üstbenliğin Freud’un kabul ettiğinden daha erken
bir safhada ortaya çıktığı sonucuna vardım. Diğer bir deyişle, onun
tarafından izah edilen üstbenliğin yıllara yayılan bir gelişimin
son ürünü olduğunu anladım. Başka gözlemlerin sonucunda, üstbenliğin,
çocuğun içsel olarak somut bir şekilde işlediğini hissettiği bir
şey olup; ebeveynlerini içe aldığı(içe yansıttığı) dönemlerden elde
edilen deneyimler ve fantazilerle oluşturulan çeşitli figürlerden
meydana geldiğini anladım.
Bu gözlemler, küçük kızların analizinde kadınsı anksiyeteye
yol açanı keşfetmeye doğru yön değiştirdi; anne, dışsal ancak içleştirilen
nesne olarak birincil persekütör gibi hissedilir ve çocuğun bedenine
saldırır imgesel çocuğunu oradan alır. Bu anksiyeteler, kız çocuğun,
fantazilerinde annesinin bedenine saldırıp içerdiklerini, yani dışkılarını,
babasının penisini, çocuğunu, talan etmeyi amaçlaması ile ortaya
çıktıklarında, benzer saldırılar şeklinde misilleme olabileceğiyle
ilgili korkuya neden olurlar. Bu türden persekütif anksiyetelerin
derin depresyon ve suçluluk hisleriyle beraber veya sırayla olduğunu
anladım. Bu gözlemler onarma eğiliminin önemli parçasının düşünsel
hayatta oynadığı rolü keşfetmeme yol açmıştır. Onarma bu anlamda
Freud’un ‘obsesyonel nevrozdaki yapma bozma’ ve ‘karşıt tepki oluşturma’
kavramlarından daha geniş bir kavramdır. İşte bu yüzden egonun,
fantazide yapılan zararları çözdüğü, eski haline getirdiği, sakladığı
ve yeniden canlandırdığını hissettiği çeşitli süreçleri de içerir.
Bu eğilimin önemi, suçluluk duygularıyla baş etmeğe ve bütün yüceltmelere
dolayısıyla da zihinsel sağlığa en büyük katkıyı yapmış olmasıdır.
Annenin bedenine fantazmatik saldırıları incelerken
kısa zamanda anal ve üretral sadistik dürtülerle karşılaştım. Yukarıda
bahsettiğim gibi Rita’nın üstbenliğinin acımasızlığını tanıdım,
analizi anneye karşı olan yıkıcı dürtülerin nasıl suçluluk ve perseküsyon
duygularının nedeni haline dönüştüğünü anlamama yardım etti. Bu
yıkıcı dürtülerin anal ve üretral sadistik doğalarının ortaya çıkması
1924 yılında¹ analiz ettiğim ‘Trude’ adındaki üç yaş üç aylık çocuk
sayesinde olmuştur. Bana tedaviye geldiğinde, gece terörü, idrar
ve dışkı kaçırma gibi çeşitli semptomlardan dolayı gelmişti. Analizinin
başlarında benden sanki yataktaymışım ve uykudaymışım gibi yapmamı
istedi. Daha sonra bana saldıracağını ve aynı zamanda da çocukları
temsil ettiğini düşündüğüm dışkım için totoma bakacağını ve onları
dışarı çıkaracağını ifade etti. Bu saldırıların arkasından yere
çömelmiş bir şekilde sanki yataktaymış gibi oynayarak, kendisini
yastıklarla saklayarak (bu bedenini korumaya yönelikti ve her ne
anlama geliyorsa);aynı zamanda da gerçekte kendini ıslatarak ona
saldırmamdan ne kadar çok korktuğunu açıkça göstermiş oldu. İçselleştirilen
tehlikeli anneyle ilgili anksiyeteleri, Rita’nın analizinde oluşturduğum
ilk sonuçları onaylamış oldu. Aileler yeterli derecede başarı sağlandığını
düşündükleri için bütün bu analizler kısa sürdü. ²
Kısa bir zaman sonra, bu türden yıkıcı dürtülerin ve fantazilerin
her defasında oral sadistik kökenlerine kadar izlenebileceğine ikna
oldum.
Rita bunu açıkça gösterdi. Bir defasında, bir kağıt
parçasını karaladı, yırtıp ufak parçalar haline getirerek bir su
bardağının içine attı. Daha sonra da ağzına bardağı götürerek sanki
içiyormuş gibi yapıp kısık sesle ’ölü kadın’ dedi. ³ O zaman kağıtların
yırtılıp kirletilmesini misilleme korkularına neden olan annesine
saldırma ve annesini öldürme fantazilerinin ifadesi şeklinde anlamıştım.
Bu saldırıların anal ve üretral sadistik doğasının farkına Trude
ile vardığımı önceden belirtmiştim. Ayrıca 1924 ve 1925 yıllarında
yapılan analizlerde, (Ruth ve Peter, her ikisinden de Çocukların
Psikanalizi adlı kitabımda bahsettim) yıkıcı fantazilerde ve bunlara
eşlik eden anksiyetelerde oral sadistik dürtülerin oynadığı esas
rolün farkına vardığımda Abraham’ın buluşlarının4 tamamının çocuk
analizinde doğrulanışını görmüş oldum. Bana gözlemler için ilave
fırsatlar veren ve Rita’nın ve Trude’un5 analizinden daha uzun süre
devam eden bu analizler,
1’The Psychoanalysis of Children’(Çocukların Psikanalizi)
ile karş.
2 Rita ile seksenüç seans, Trude ile sekseniki seans yapıldı.
3 Bkz. ’The Oedipus Complex in the Light of Early Anxieties’ (İlk
Anksiyetelerin Işığında Oedipus Kompleksi’ (1945),
Writings(Yazılar), I, s. 404.
4 ‘A Short History of the Development of the Libido, Viewed in the
Light of Mental Disorders’ (Zihinsel Hastalıkların Işığında Libido
Gelişiminin Kısa Hikayesi) (1924) ile karş.
5 Ruth ile 190 seans, Peter ile 272 seans yapıldı.
normal ve normal olmayan¹ zihinsel gelişimde oral
arzuların ve anksiyetelerin asıl rolünü anlamada içgörümün oluşmasına
yol açmıştır.
Önceden belirttiğim gibi, Rita ve Trude da saldıran ve bu yüzden
de korkutan-insafsız üstbenliğin içselleşmesini daha önceden tanımıştım.
1924-1926 yılları arasında, gerçekten hasta² olan
bir çocuğu analiz ettim. Analizi sırasında bu tür bir içselleştirmenin
özel detayları ve paranoid ve manik-depresif anksiyetelerin temelini
teşkil eden fantaziler ve dürtüler hakkında birçok şey öğrendim.
Bunun için içe yansıtma süreçlerinin onu nasıl etkilediğini ve meydana
çıkardıkları içselleştirilmiş persekütif durumları anladım. Ayrıca
içsel perseküsyonların, yansıtmalar aracılığıyla dışsal nesnelerle
olan ilişkileri nasıl etkilediğinin farkına vardım. Hasetinin ve
nefretinin yoğunluğu kökenini şüphe götürmez bir şekilde annesiyle
olan oral sadistik ilişkisinden aldığını göstermekte ve Oedipus
kompleksinin başlangıcıyla birleşmektedir. Erna’nın durumu, 1927
yılında yapılan Onuncu Uluslararası Psikanalitik Kongresinde³ sunduğum
birkaç sonucun zeminini hazırlamama yardımcı olmuştur. Özellikle
oral sadistik dürtüler ve fantazilerin doruk noktasında oldukları
zaman gelişen erken üstbenlik, psikozun temelini oluşturur-iki yıl
sonra geliştirdiğim bu görüş şizofrenide4 oral-sadizmin önemini
vurgulamıştır.
Şimdiye kadar tanımladığım analizler sayesinde,
erkek çocuklarda anksiyeteyi harekete geçiren durumlar hakkında
bazı ilginç gözlemler de yaptım. Erkek çocukların ve erkeklerin analizleri,
Freud’un, erkeklerde önde gelen anksiyetenin, kastrasyon korkusu
olduğu görüşünü doğruladı. Ancak, anneyle olan ilk özdeşleşim yüzünden
(Oedipus Kompleksinin erken dönemlerine öncelik eden kadınsı konum)
bedenin içine saldırı olabileceğiyle ilgili anksiyetenin erkeklerde
de, kadınlardaki kadar önemli olduğunu ve çeşitli şekilde onları
etkileyip kastrasyon korkularını biçimlendirdiğini anladım.
1 Abraham’ın 1924 yılında başlayan ve ondört ay sonra
hastalığı sırasında ve ölümüyle kesilen analizimin sonucunda keşiflerinin
asıl önemi hakkındaki inanç büyümüştür.
2 The Psycho-Analysis of Children (Çocukların Psikanalizi) adındaki
kitapta ‘Erna’ ismiyle tanımlanmıştır. III. Bölüm.
3 ’Early Stages of Oedipus Complex’ (Oedipus Çatışmasının İlk Dönemleri)
(1928) ile karş.
4 ’The İmportance of Symbol-Formation in the Development of the
Ego’ (Benliğin Gelişiminde Sembol Oluşumunun Önemi) (1930) ile karş.
Her iki cinste de, anne ve annenin içine aldığı düşünülen
babaya karşı olan saldırı fantazilerinin yarattığı anksiyetelerin,
klostrofobinin (bu annesinin bedeninde hapsedilme veya gömülme korkusunuda
içerir) temelini oluşturduğunu desteklemektedir. Bu anksiyetelerin
kastrasyon korkusuyla bağlantıları- iktidarsızlıkla sonuçlanabilen,
penisi kaybetme veya penisin annenin içinde yok olması fantazisinde
görülebilir.
Korkuların, psikotik doğalarını akla getiren özel
bir niteliği ve yoğunluğa sahip içsel ve dışsal nesneler tarafından
saldırıya uğramakla ve annenin bedenine saldırmakla bağlantılı olduklarını
anlamaya başladım. Çocuğun, içselleştirilmiş nesnelerle olan ilişkisini
incelerken içsel perseküsyonlar ve bunların psikotik içerikleri
açıkça anlaşılır hale geldi. Ayrıca bireyin saldırganlığından çıkan
misilleme korkusunun tanınması, egonun başlangıçtaki savunmalarının
yıkıcı dürtüler ve fantaziler tarafından harekete geçirilen anksiyeteye
karşı yöneldiğini önermeme yol açtı. Tekrar söylersem, bu psikotik
anksiyeteler başlangıçlarına kadar izlendiklerinde, oral sadizm’den
kaynaklandıkları bulundu. Anneyle olan oral-sadistik ilişkinin ve
yutulmuş ve bu yüzden de yutabilir olan bir memenin, tüm içsel persekütörlerin
modelini yaratacağını da kabul ettim. Bir yanda yaralanmış ve bu
yüzden de çok korkan içselleştirilmiş meme ve diğer yandan da doyuran
ve yardım eden bir meme üstbenliğin özünü oluşturur. Diğer bir sonuçsa
, her ne kadar oral anksiyeteler önce gelse de, bütün kaynaklardan
gelen sadistik fantaziler ve arzular, gelişimin çok erken bir döneminde
etkindirler ve oral anksiyetelerle örtüşürler. ¹
Yukarıda tanımladığım çocuksu anksiyetelerin önemi, bazıları sınır
psikotik vaka² olan ağır hasta yetişkinlerin analizinde de anlatılmıştır.
1 Bu ve diğer sonuçlar, önceden de bahsettiğim ‘Early
Stages of Oedipus Conflict’ (Oedipus Çatışmasının Erken Dönemleri)
ve ‘The İmportance of Symbol-Formation in the Development of the
Ego’ (Benliğin Gelişiminde, Sembol Oluşumunun Önemi) adlarındaki
iki makalede yer almaktadır. Bkz. ’( Personification in the Play
of Children (Çocukların Oyununda Canlandırma) (1929).
2 Paranoid şizofren bir adamın yalnızca bir ay devam eden analizi,
psikotik anksiyetelerin içeriklerinin anlaşılması
ve bunların yorumlama zorunluluğu ortaya çıkmıştır. 1922 yılında
meslektaşlarımdan biri tatile giderken şizofren hastalarından birini
teslim alıp alamayacağımı sordu. İlk seanstan itibaren hastanın
herhangi bir zaman diliminde sessiz kalmasına izin vermemem gerektiğini
anladım. Sessizliğinin bir tehlikeyi imlediğini ve bu durumda, amcasıyla
birlikte entrikalar çevirdiğim, onu tekrar hastaneye geri yatırtacağım
konusundaki (daha yeni hastaneden çıkartılmıştı) şüphelerini yorumladığımda
o diğer şartlarda sözel olarak açıklardı. Önceki malzemelerle birleştirip
sessizliğini bu şekilde yorumladığım seanslardan birinde, ayağa
kalkıp, tehdit edici bir ses tonuyla: ’Beni tekrar akıl hastanesine
mi yollayacaksınız’ dedi. Ama çabucak sakinleşti ve daha rahat konuşmaya
başladı. Bu bana doğru yolda olduğumu, şüphelerini ve persekütif
hislerini yorumlamam gerektiğini gösterdi. Bir anlamda pozitif olduğu
kadar negatif aktarımın da olduğunu ancak kadınlardan korkusu güçlü
bir şekilde ortaya çıktığında ve bana gidebileceği erkek bir analistin
ismini sorduğunda anladım. Ona bir isim verdim, ama bu meslektaşa
gitmeye yanaşmadı. O ay boyunca hastayı her gün gördüm. Kendisinden
devralmamı rica eden analist, geri döndüğünde bazı gelişmeler olduğunu
görünce analize devam etmemi istedi. Bir paranoidi herhangi bir
koruma veya başka uygun bir yöntem olmadan tedavi etmenin tehlikesinin
tamamen farkında olarak bunu reddettim. Onu analiz ettiğim süre
içinde, evimin karşısında pencereme bakarak saatlerce ayakta duruyordu.
Yalnızca birkaç kere zili çalıp beni görüp göremeyeceğini sordu.
Kısa bir zaman sonra tekrar hastaneye yatırıldığını söyleyebilirim.
O zamanlar bu deneyimden teorik sonuçlar çıkarmamama rağmen, bu
kısmi analizin, çocuksu anksiyetelerin psikotik doğasına ve tekniğimin
gelişimiyle ilgili sonraki çalışmalarımdaki içgörüme katkıda bulunduğuna
inanıyorum.
Daha farklı sonuçlara ulaşmama yardım eden başka
deneyimler de var.
Şüphe götürmez bir şekilde paranoid olan Erna ile daha az hasta
olan ve sadece nevrotik olarak adlandırılabilen çocuklarda bulduğum
fantazileri, anksiyeteleri, karşılaştırdığımda psikotik anksiyetelerin
(paranoid ve depresif) çocukluk nevrozunun¹ temelini oluşturduğuna
ikna oldum. Yetişkin nevrotik hastaların analizinde de buna benzer
gözlemler yaptım. Bütün bu araştırmanın farklı alanları şu hipotezle
açıklanmıştır;psikotik doğadaki anksiyete bir yere kadar normal
çocuk gelişiminin bir parçası olup çocukluk nevrozunun gelişimiyle
açıklanır. Bu çocuksu anksiyeteleri açığa çıkarmak için analiz,
hem çocuklarla hem de yetişkinlerle bilinçaltının en derin katmanlarında
yapılır. ²
Başından beri dikkatimin çocukların anksiyetelerine
odaklandığını ifade etmiştim. İçeriklerini yorumlayarak anksiyeteyi
azaltabileceğimi buldum. Çocuğun ifade biçiminin önemli bölümünü
oluşturduğunu anladığım oyunun sembolik dilinin tamamen kullanılması
ile bunun
yapılabileceğini anladım. Gördüğümüz gibi, tahta, küçük figürler ve
araba hem çocuğu ilgilendiren şeyleri temsil ederler hem de oyun
oynarken fantazilerine, isteklerine ve deneyimlerine bağlı çeşitli
sembolik anlamları vardır. Bu arkaik ifade biçimi bizim rüyalardan
tanıdığımız dildir. Freud’un rüyaları yorumlamasına benzer bir şekilde,
çocuğun oyununa yaklaştığımda onun bilinçdışına girebildiğimi gördüm. Her
çocuğun sembolleri kullanmasını, özel duygularıyla ve anksiyeteleriyle
bağlantılı ve analizde sunulan tüm durumla ilişkili olarak düşünmeliyiz. Sembollerin
yalnızca genelleştirilerek nakledilmesi anlamlı değildir.
1 Bildiğimiz gibi Freud normal ve nevrotik arasında
yapısal olarak farklılık olmadığını bulmuştu. Zihinsel süreçlerin
genelinin anlaşılmasında bu buluş çok önemli rol oynar. Psikotik
doğadaki anksiyetelerin çocukluktada mevcut olduğu ve çocuk nevrozunun
temelini oluşturduğuyla ilgili hipotezim Freud’un keşfinin bir uzantısıdır.
2 Son paragrafta sunduğum sonuçlar The Psycho-Analysis of Children
(Çocukların Psikanalizi) adlı kitabın içinde daha detaylı bir şekilde
bulunabilir.
Zaman geçtikçe sembollere verdiğim önem sayesinde
sembol oluşturma süreci hakkında teorik sonuçlara ulaştım. Oyun
analizi sembolizmin, çocuğun ilgilerinden başka fantazilerini, anksiyetelerini
ve suçluluğunu da insanlar haricindeki nesnelere transfer etmesine
olanak sağladığını gösterdi. ¹ Çocuğun oyunda rahatlamayı deneyimlemesi,
oyunun çocuk için önemli olmasına yol açan etkenlerden biri olmuştur.
Örneğin, önceden bahsettiğim Peter’ın oyuncak figüre zarar vermesinin,
erkek kardeşine olan saldırıları temsil ettiğini söylediğimde bunu
gerçek erkek kardeşine yapmayacağını yalnızca oyuncak kardeşine
yaptığını ifade etti. Yorumlarım açık bir şekilde ona aslında saldırmak
istediğinin erkek kardeşi olduğunu ve yıkıcı eğilimlerini yalnızca
semboller aracılığıyla ifade edebileceğini göstermiş oldu.
Ayrıca çocuklarda sembol oluşturma ve kullanma kapasitesindeki
ciddi bir ketlenmenin ve buna eşlik eden fantazi hayatın gelişememesinin
önemli bir rahatsızlığa işaret edeceği görüşüne vardım. ² Bu türden
ketlenmelerin sonucunda oluşan dış dünyayla ve gerçeklikle ilişkideki
rahatsızlıkların şizofreninin karakteristik özellikleri olduğunu
ileri sürdüm. ³
Bu arada , teorik açıdan hem yetişkinleri hem de
çocukları analiz ediyor olmamın çok değerli olduğunu gördüğümü söyleyebilirim.
Yetişkinde hala etkin olan çocuksu fantazileri ve anksiyeteleri
gözlemleyerek küçük çocuğun da gelecekteki gelişiminin nasıl olacağını
tahmin edebiliyordum. Bu gerçekten hasta olan, nevrotik çocukla,
normal çocuğu karşılaştırarak psikotik doğadaki çocuksu anksiyetelerin
yetişkin nevrotiklerin hastalığının nedeni olduğunu kabul edip yukarıda
tanımladığım sonuçlara geldim. 4
VI
Yetişkinlerin ve çocukların analizinde, dürtülerin,
fantazilerin, ve anksiyetelerin kaynağına, yani annenin memesine(meme
emmemiş çocuklarda bile) yönelik duygulara döndüğümüzde, nesne ilişkilerinin
neredeyse doğumla başlayıp ilk doyurma deneyimiyle ortaya çıktığını,
hatta zihinsel hayatın tüm görünüşlerinin nesne ilişkilerine bağlı
olduğunu buldum.
1 Bu bağlamda, Dr. Ernest Jones’un önemli makalesi
’The Theory of Symbolism’ (Sembolizmin Teorisi) (1916) ile karş.
2 ‘The Importance of Symbol-Formation in the Development
of the Ego’ (Benliğin Gelişiminde Sembol Oluşturmanın Önemi) (1930).
3 Bu sonuç, şizofreninin iletişim şeklini anlamayı etkilediğinden
beri, şizofreninin tedavisinde kendine bir yer bulmuştur.
4 Normal, nevrotik ve psikotik arasındaki temel farklılıkları ya
da ortak özellikleriyle burada ilgilenemeyeceğim .
Bundan başka, çocuğun çok erken bir dönemde babasıyla
ve diğer aile üyeleriyle olan ikilemli ilişkisini de içeren dış
dünyayla ilgili deneyimlerinin, kurmakta olduğu iç dünya tarafından
sürekli etkilendiği- ve aynı zamanda da etkilediği-ve içe alma ve
yansıtmanın yaşamın başından itibaren yan yana işlemesinden , içsel
ve dışsal durumların her zaman birbirine bağlı olduğu ortaya çıktı.
Çocuğun düşüncelerinde annenin öncelikle bölünüp iyi meme kötü meme
olarak gözükmesini ve birkaç ay içinde gelişen benlik bütünlüğü
ile birlikte birbiriyle çelişen görünüşlerin birleşmeye başladığını
gözlemlemem, bölünme süreçlerinin, iyi ve kötü figürleri¹ birbirinden
ayrı tutmanın, ayrıca da bu süreçlerin benlik gelişimine olan etkilerinin
önemini anlamama yardımcı oldu. Depresif anksiyetenin, benliğin
nesnenin iyi ve kötü (sevilen ve nefret edilen) görünüşünü birleştirmesi
sonucunda ortaya çıktığı deneyiminden çıkarılacak sonuç, birinci
yılın ortalarına doğru zirveye ulaşan depresif konum kuramına ulaşmama
yol açtığıdır. Hayatın ilk üç veya dört ayına yayılan persekütif
anksiyete ve bölünme süreçlerinin² eşlik ettiği paranoid konum depresif
konumdan önce gelir. Daha sonra, 1946 yılında ilk üç veya dört ay
hakkındaki görüşlerimi yeniden şekillendirdiğimde , bu döneme (Fairbairn’in
önerisini kullanarak)4 paranoid-şizoid konum adını verdim. Bunun
anlamı üzerine çalışırken, bölünme, yansıtma, perseküsyon ve idealleştirme
hakkında bulduklarımı birbirlerine göre düzenleme yollarını araştırdım.
Çocuklarla olan çalışmalarım ve bunlardan çıkardığım
teorik sonuçlar yetişkinlerle olan tekniğimi gittikçe daha fazla
etkilemiştir. Psikanalizin daimi ilkesi, kaynağını çocuk zihninden
alan bir düşünceden meydana gelen bilinçdışının yetişkinde incelenmesidir.
Çocuklarla olan deneyimim beni bu yönde eskisinden daha da derinlere
götürmüş ve katmanlara ulaşmayı olası kılan bir tekniğe yol açmıştır.
Oyun tekniğim, özellikle hangi malzemenin o anda yorum yapmak için
gerekli olduğunu ve bunun en basit şekilde hastaya nasıl aktarılacağını
görmemde bana yardımcı olmuştur. Bu bilgilerin bazısını yetişkinlerin
analizinde de uygulayabilirim. 5
1 ‘Personification in the Play of Children’ (Çocukların
Oyununda Canlandırma) (1929).
2 ‘A Contribution to the Psychogenesis of Manic-Depressive States’
(Manik-Depresif Durumların Psikojenezine Bir Katkı) (1935).
3 ‘Notes on Some Schizoid Mechanisms’ (Bazı Şizoid Mekanizmalar
Hakkında Notlar) (1946).
4 Fairbairn, W. R. D. , ’A Revised Psychopathology of the Psychoses
and Neuroses’ (Psikozların ve Nevrozların Psikopatolojisinin Gözden
Geçirilmesi) (1941).
5 Oyun tekniği, çocuklarla rehberlik ve eğitim gibi farklı alanlardaki
çalışmaları da etkilemiştir.
İngilterede eğitimsel yöntemlerin gelişimi, Susan
Isaacs’ın Malting House Okulundaki araştırmalarına yeni güç vermiştir.
Bu çalışmayla ilgili kitapları çok kişi tarafından okunmaktadır.
Bu çalışmalar ülkesindeki eğitimsel teknikler üzerinedir, özellikle
de çocuklar söz konusu olduğunda kalıcı bir etki yapmıştır. Yaklaşımı,
çocuk analizini, özellikle de oyun tekniğini takdir etmesinden güçlü
bir şekilde etkilenmiştir. İngiltere’deki psikanalitik anlayışın
eğitimdeki gelişmelere yaptığı katkılar Susan Isaacs sayesinde olmuştur.
Önceden de belirttiğim gibi, çocuklarla kullanılan
teknikle yetişkinlerle olan yaklaşım aynı değildir. Her ne kadar
en erken dönemlere gidiyorsak da, yetişkinleri analiz ederken, aynı
çocuklarla analiz sırasında gelişiminin evrelerine göre çocuksu
benliği aklımızda tuttuğumuz gibi, yetişkin benliğini de göz önünde
bulundurmalıyız.
Gelişimin erken dönemlerinin, fantazilerin rolünün,
anksiyetelerin ve çocuğun duygusal hayatındaki savunmaların tam
olarak anlaşılması, yetişkin psikozundaki saplanma noktalarına da
ışık tutar. Sonuç olarak, burada psikotik hastaları psikanalizle
tedavide yeni bir çığır açıldı. Bu konuda, özellikle de şizofren hastaların
psikanalizi alanında daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır. Bazı psikanalistler
tarafından gerçekleştirilen ve bu kitapta sunulan çalışmalar gelecek
için ümit vaat edebilir.
<< Geri
Dön
|